22 Mayıs 2011 Pazar

Hoşçakal Büşra

Hoşçakal Büşracığım. 29 Mart gününden itibaren oldukça tempolu devam eden birlikteliğimize 2 ay kadar mola veriyoruz. Ramazan bayramında tekrar görüşeceğiz inşallah. O zamana kadar seni önce Allah a c.c sonra da anneciğine ve babacığına emanet ediyorum. Biliyorum ki sen de beni özleyeceksin. En çok da kucağımı:)

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Sabah "Büşra" sı

Kızım sabah uykulu uykulu geldi odama . Büşra yı uyandıramamış. Emme saati geldiği için uyandırılması gerekiyor. Böyle durumlarda altını açarsak çabuk uyanıyor. Ben de öyle yaptım her zamanki gibi. Altını temizleyerek annesine verdim. Bir güzel karnını doyurdu. Maşallah annesütü yetiyor.

Şu anda Büşra Anakucağında annesi de karşısındaki kanepede uyuyorlar.

Yine altını temizlerken çok keyifliydi. Gülücükler attı ağzını kocaman açarak. Sonra durup dikkatli dikkatli yüzüme baktı. Ve üzerini giydirir giydirmez mızmızlanmaya başladı. Çünkü hemen karnının açlığını hatırlıyor işi bitince. Ve dudaklarıyla meme aramaya başlıyor. Annesinin memesine yapışana kadar panik oluyor. Kendince bir yaşam mücadelesi veriyor kısaca. Üstelik de oldukça istikrarlı bir şekilde :)

Gece "Büşra" sı

Yarım saat önce (Gece 4 sıralarında) Ahsen kucağında Büşra ile odama geldi. Bebeği doyurmuş. Ben de altını aldım. Sonra gazını çıkarmaya çalıştım biraz. Ama çıkmadı. Sağ tarafına yatırdım. Şimdi anne-kız uyuyorlar. Sabah ezanı okunuyor. Ankara da dinlemekte olduğum son sabah ezanı bu ezan. Yarın sabah ezanlarını memlekette dinleyeceğim inşallah. Ve Büşra kokusunu alamayacağım kadar çok uzaklarda, onu bıraktığım yerde, annesinin koynunda olacak o sırada.

"Agu"

Büşra bugün çok muhabbetliydi. Bol bol "Agu" dedi bize:) Agu her anlama geliyor bebek dilinde anladığım kadarıyla. Gerdanını kırarak, dudaklarını açmadan, ya da ağzını kocaman açarken gözlerini kırpıştırarak, dudaklarını önce küçük o sonra büyük u yaparak bir sürü "Agu" dedi bize Büşra bugün. O bize herşeyi söyledi hayata dair ama biz gene hiç bir şeycik anlamadık.

20 Mayıs 2011 Cuma

"Özlemek güzeldir" derler. Göreceğiz.......

Çetin bir ayrılık kapıda. Daha çetin ayrılıklara işaret ediyor.

Yarın akşam yola çıkıyorum. Son saatlerde duygusallık da artıyor mu nedir?  Ama Büşra annesi babasıyla gayet iyi anlaştığı için gözüm arkada kalmayacak. Sahi kimdi "Özlemek güzeldir" diyen? Göreceğiz.......

19 Mayıs 2011 Perşembe

Büşra Kanguruda

Saat 17.04. Büşra kanepede anakucağında uyuyor. Birazdan uyanır. Acıkır. En tatlı mimikleri ile hepimizi yönetir. Her ihtiyacını seve seve yerine getirtir. İfadeleri çok güzel ve akıllı bir bebek.

Öğleden önce Kızılay a indiğimde ona bebek mağazasından bir kanguru aldım. Annesi ile denedik. Daha kanguruluk olmadığını anladık. Ama ilk deneyimini de fotoğrafladık. Şaşkın şaşkın bakıyordu kangurudan bize:)

17 Mayıs 2011 Salı

Cennetin kıyısı

Şöyle bir Kızılay’ a doğru uzanmanın tam zamanı diyerek 2 saatliğine bir kaçış planı yapıyorum kendi kendime. Taze çekirdek aileyi baş başa bırakıyor fazla oyalanmadan evden çıkarak hızla durağa doğru yürüyorum. Çok beklemeden dolmuş geliyor. En arkada kucağında iki yaşlarında bir kız çocuğu olan genç bir annenin yanına oturuyorum.

Yola doğru anne-kızın anneannelerini ziyarete gittiklerini öğreniyorum konuşkan anneden. Üstelik annesinin ilk torunuymuş kızı. Ben de o zaman daha yeni anneanne olduğumu söylüyorum . Bu durum onu heyecanlandırıyor. O an beni annesinin yerine koyuyor sanırım. Sonrasında da aramızda bir sürü konu gelişiyor genç anne ile. Kızının bebeklik döneminde gaz sancılarının tam 6 ay sürdüğünü söylüyor. "A bize 3 ay sürer bu gazlı dönem diyorlar" diye itiraz edecek oluyorum. "İnanır mısınız bize de öyle diyorlardı" diyor gözlerini aça aça. "Eyvah!" diyorum. Annesi bu yüzden 6 ay yanında kalmış kızının. "Ben o kadar kalamam" diyorum kendim de söylediğime inanmayarak. Her şey anneanneliğimin altını kalın bir çizgi ile çiziyor sanki. Torunuma gazı için dua edeceğini söylüyor samimiyetle son durağa gelirken. İyi günler dileyerek iniyorum dolmuştan.

İlk bebek mağazasını gözüme kestirerek dalıyorum yürüyen merdivenlerden içeriye. Her şey çok güzel. Patikler, bereler, eldivenler, tulumlar, elbiseler rengarenk. Önce gözümü doyuruyorum askı askı bebek giysileriyle . Bütün bebek reyonlarını inceden inceye dolaşarak keyifli bir araştırma yapıyorum. Daha önce hiç ilgimi çekmeyen bu minicik kıyafetlerin en kullanışlısını, en rahatını ne kadar da kolayca anlayabildiğime hayret ediyorum. Bu durumda anneanneliğimin altına bir çizgi daha çekmem gerekiyor.
Aldıklarım elimde, daha sonra alabileceklerimi tespit ve tahlil ederken fark ediyorum ki benden başka anneanne ve babaanneler de var çevrede. Hatta sadece onlar var. Anneler babalar neredeler sahi? 3 yakalık 1 lira kampanyasına takılıyor iki anneanne. Onları gören başka bir anneanne hemen o reyonun nerde olduğunu sorarak o tarafa koşturuyor. Bir babaanne adayı daha doğmayan torununa aldığı mavi, lacivert tulumlar ve bir minik spor ayakkabı ile kasaya giriyor. Ben de elimde bir polar bere ve kırmızı desenli pijamalarla kuyruktayım. Fiyatlar oldukça uygun. Tekrar gelmeyi düşünerek mağazadan çıkıyorum.

Daha vaktim var. Güneş Ankara’ ya yakışıyor. Havada da yaz kokusu var. Bir Karadeniz lokantası gözüme çarpıyor. Hiç düşünmeden açık alandaki masalardan birine yöneliyorum. Üzerimde bir hoşluk hissediyorum. Anneanne hoşluğu olmalı. Az önce yeşil çizgili pijamaları içerisinde kırmızı beşiğinde uyur vaziyetteki torunum gözümün önüne geliyor. Bu küçücük uzaklık bana büyük uzaklıkları hatırlatıyor. Ayrılmak zor olacak. Ama illaki olacak.

Lokantada servis gayet güzel. Patlıcan kebap ve tereyağlı pilavımı afiyetle bir bardak ayran eşliğinde mideme indirirken telefonum çalıyor. Arayan annem. Yani çocuklarımın anneannesi. Konuşmamız sırasında anneme kendi torunumu mu anlatıyorum yoksa yıllar yıllar önce sahip olduğu kendi torunlarını mı hiç bilmiyorum. Pek çok şeyi annem söylemeden anlıyor zaten. Bir koşu bandı üzerinde ne kadar yol alıyorsak hayat bandı üzerinde de o kadar yol alıyoruz aslında. Her adımımız bir tekrardan ibaret. Hayatımın bu döneminde annemi tekrar ettiğimi düşündürüyor her şey bana.

Ve bir taze anneanne tespiti olarak söyleyebilirim ki; Hayat sofrasından kalkmadan önce ömür boyu yediğimiz içtiğimiz acı- tatlı- ekşi- mayhoş yemeklerin üzerine ikram edilen müthiş bir tatlı “torun” tatlısı.

Bebek kokusu cennet kokusu . Yorgunluk kahvemi cennete bakan bir pencereden içiyor gibiyim 26 gündür. Bu küçük anneanne kaçamağının neticesi ise;Torunumun yanıbaşı cennetin kıyısı.

(Dilara değil) Büşra

Büşramıza kavuşalı 50 güne yakın olacak neredeyse. Önümüzdeki Pazar akşamı onu annesi ve babasına rahatlıkla bırakarak memlekete döneceğim. Ve onu özlememek için kendime bir sürü meşgale edineceğim, iş uyduracağım. Ramazan bayramına kadar görüşemeyeceğiz muhtemelen.