17 Mayıs 2011 Salı

Cennetin kıyısı

Şöyle bir Kızılay’ a doğru uzanmanın tam zamanı diyerek 2 saatliğine bir kaçış planı yapıyorum kendi kendime. Taze çekirdek aileyi baş başa bırakıyor fazla oyalanmadan evden çıkarak hızla durağa doğru yürüyorum. Çok beklemeden dolmuş geliyor. En arkada kucağında iki yaşlarında bir kız çocuğu olan genç bir annenin yanına oturuyorum.

Yola doğru anne-kızın anneannelerini ziyarete gittiklerini öğreniyorum konuşkan anneden. Üstelik annesinin ilk torunuymuş kızı. Ben de o zaman daha yeni anneanne olduğumu söylüyorum . Bu durum onu heyecanlandırıyor. O an beni annesinin yerine koyuyor sanırım. Sonrasında da aramızda bir sürü konu gelişiyor genç anne ile. Kızının bebeklik döneminde gaz sancılarının tam 6 ay sürdüğünü söylüyor. "A bize 3 ay sürer bu gazlı dönem diyorlar" diye itiraz edecek oluyorum. "İnanır mısınız bize de öyle diyorlardı" diyor gözlerini aça aça. "Eyvah!" diyorum. Annesi bu yüzden 6 ay yanında kalmış kızının. "Ben o kadar kalamam" diyorum kendim de söylediğime inanmayarak. Her şey anneanneliğimin altını kalın bir çizgi ile çiziyor sanki. Torunuma gazı için dua edeceğini söylüyor samimiyetle son durağa gelirken. İyi günler dileyerek iniyorum dolmuştan.

İlk bebek mağazasını gözüme kestirerek dalıyorum yürüyen merdivenlerden içeriye. Her şey çok güzel. Patikler, bereler, eldivenler, tulumlar, elbiseler rengarenk. Önce gözümü doyuruyorum askı askı bebek giysileriyle . Bütün bebek reyonlarını inceden inceye dolaşarak keyifli bir araştırma yapıyorum. Daha önce hiç ilgimi çekmeyen bu minicik kıyafetlerin en kullanışlısını, en rahatını ne kadar da kolayca anlayabildiğime hayret ediyorum. Bu durumda anneanneliğimin altına bir çizgi daha çekmem gerekiyor.
Aldıklarım elimde, daha sonra alabileceklerimi tespit ve tahlil ederken fark ediyorum ki benden başka anneanne ve babaanneler de var çevrede. Hatta sadece onlar var. Anneler babalar neredeler sahi? 3 yakalık 1 lira kampanyasına takılıyor iki anneanne. Onları gören başka bir anneanne hemen o reyonun nerde olduğunu sorarak o tarafa koşturuyor. Bir babaanne adayı daha doğmayan torununa aldığı mavi, lacivert tulumlar ve bir minik spor ayakkabı ile kasaya giriyor. Ben de elimde bir polar bere ve kırmızı desenli pijamalarla kuyruktayım. Fiyatlar oldukça uygun. Tekrar gelmeyi düşünerek mağazadan çıkıyorum.

Daha vaktim var. Güneş Ankara’ ya yakışıyor. Havada da yaz kokusu var. Bir Karadeniz lokantası gözüme çarpıyor. Hiç düşünmeden açık alandaki masalardan birine yöneliyorum. Üzerimde bir hoşluk hissediyorum. Anneanne hoşluğu olmalı. Az önce yeşil çizgili pijamaları içerisinde kırmızı beşiğinde uyur vaziyetteki torunum gözümün önüne geliyor. Bu küçücük uzaklık bana büyük uzaklıkları hatırlatıyor. Ayrılmak zor olacak. Ama illaki olacak.

Lokantada servis gayet güzel. Patlıcan kebap ve tereyağlı pilavımı afiyetle bir bardak ayran eşliğinde mideme indirirken telefonum çalıyor. Arayan annem. Yani çocuklarımın anneannesi. Konuşmamız sırasında anneme kendi torunumu mu anlatıyorum yoksa yıllar yıllar önce sahip olduğu kendi torunlarını mı hiç bilmiyorum. Pek çok şeyi annem söylemeden anlıyor zaten. Bir koşu bandı üzerinde ne kadar yol alıyorsak hayat bandı üzerinde de o kadar yol alıyoruz aslında. Her adımımız bir tekrardan ibaret. Hayatımın bu döneminde annemi tekrar ettiğimi düşündürüyor her şey bana.

Ve bir taze anneanne tespiti olarak söyleyebilirim ki; Hayat sofrasından kalkmadan önce ömür boyu yediğimiz içtiğimiz acı- tatlı- ekşi- mayhoş yemeklerin üzerine ikram edilen müthiş bir tatlı “torun” tatlısı.

Bebek kokusu cennet kokusu . Yorgunluk kahvemi cennete bakan bir pencereden içiyor gibiyim 26 gündür. Bu küçük anneanne kaçamağının neticesi ise;Torunumun yanıbaşı cennetin kıyısı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder